Son Dakika: HADİSLER
AnasayfaYazarlarAlbümAnketlerÜye KayıtÜye GirişHostingWeb Tasarımİletişim
Arşiv Online Ziyaretçi: 1645 kişi  
Güncel
Ayetler
Hadisler
Tarikatlar
Cemaatler
Soru-Cevap
Sonsuz Nur
Halifeler
Alevilik
Kadın Hakları
İslamda Cinsellik
Tesettür
Medya
Dergiler
Kitaplar
Kur'an Dinle

ZİLZAL SURESİ


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adı ile

" Yer, şiddetli sarsıntı ile sarsıldığı vakit, Ve yer, içindeki ağırlıkları çıkardığı, İnsan buna ne oluyor? dediği vakit, O gün (yer), bütün haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin ona vahy etmiştir. O gün insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek için dağınık bir şekilde dönerler. Zira kim zerre kadar bir hayır işlediyse onu görecek; Kim de, zerre kadar bir kötülük işlediyse onu görecektir."


SEYYİD KUTUP FİZİLALİ-L KURAN


1- Yer dehşetle sarsıldıkça sarsıldığı,

2- Yeryüzü ağırlıklarını dışarı çıkardığı,

3- Ve insanın Buna ne oluyor dediği zaman,

4- İşte o gün yer haberlerini söyler,

5- Çünkü Rabbin ona vahiy ile herşeyi bildirmiştir.

Bu gün kıyamet günüdür. Çünkü o gün yerinden oynamayan dünya sarsıldıkça sarsılır, sallandıkça sallanır, içinde bulunanları adamakıllı silkeledikçe silkeler. Uzun süre bağrında taşıdığı ve kendisine ağır gelen cesetleri, madenleri ve başka ne varsa dışarı çıkarır. Ve sanki, uzun zamandan beri taşıdığı bu ağırlıklardan kurtulup hafiflemeye çalışmaktadır.

Bu sarsıntı, sureyi dinleyenlerin ayaklarının altındaki sarsılmaz gibi duran her şeyi kökünden sarsan ve yeryüzü ayaklarının Altında sarsılıp denizin dalgaları gibi gelip giderken kendilerine sallandıklarını ve adeta salıncakta inişler gibi bir gelip bir gittiklerini zannettiren bir tablodur. Bir tablo ki, yeryüzünde kalplerin kurtulmak için sarıldığı ve değişmez ve sarsılmaz zannettiği ne varsa onların tümünü kalplerden söküp atar. Kur'an'ın canlandırdığı bu gibi sahnelerde ilk ilham ettiği ve içine hareket kattığı bir olgudur bu... Sahneye öyle bir hareket ve canlılık bahşedilmiştir ki, Kur'an'ın eşsiz ifadesini duyan kimsenin onu sadece duymakla nerede ise hemen etkisi altında kalmaktadır.

Sunulan bu tablonun karşısında insanın durumu anlatılarak ve tablo ile karşı karşıya geldiği zaman reaksiyonları çizilerek bu etki daha da açık hale getirilmektedir.

İnsan `buna ne oluyor' der.

Bu soru, Alışmadığı bir şey gören, akıl erdiremediği bir şeyle karşı karşıya kalan, karşısında sabretmenin ve susmanın mümkün olmadığı bir olaya tanıklık eden kendinden geçmiş, dehşete düşmüş ve neye uğradığını şaşırmış bir kimsenin sorusudur. Buna ne oluyor? Onu bu şekilde kim sarsıyor? Kim sallıyor? Ona ne oluyor? Soruyu soran insan, sanki yeryüzünde onunla birlikte yalpalıyor, etrafında neler varsa gelip giderken bir şeye tutunmaya, ona yaslanmaya ve yerinde sabit olarak kalmaya çabalıyor.

İnsan daha önce birçok depremleri ve yanardağ patlamalarını görmüştür. Depremlerden ve yanardağlardan korkmuş, dehşete düşmüş, helak olmuş ve mahvolmuştur. Fakat insanoğlu kıyamet gününün depremini görünce, onunla dünya hayatında meydana gelen depremler ve yanardağ patlamaları arasında en ufak bir benzerlik kuramayacaktır. Çünkü bu insanoğlunun daha önce tanımadığı yeni bir durumdur. insanın esrarını bilmediği, benzerini görmediği ilk kez olan korkunç bir durumdur.

(O gün)... Bu depremin olacağı ve insanın karşısında korkusundan kendinden geçeceği o gün Yeryüzü haberlerini söyler. Çünkü Rabbin ona vahy ile gerçeği bildirmiştir. O gün şu yeryüzü, haberlerini anlatacak, halini ve kendine ne olduğunu söyleyecektir... Kendisine olacaklar, (Rabbinin ona vahyetmesi ile) harekete geçip sallan, sarsıldıkça sarsıl, ağırlıklarını dışarı çıkar diye emretmesi yüzünden olmuştur. Ve yeryüzü Rabbinin emrini yerine getirmiştir. Rabbini dinleyip boyun eğmiştir. Ve zaten o boyun eğmeye uygundur. (İnşikak 2) Haberlerini söyleyerek Rabbinin emrine boyun eğmiştir. Yeryüzünün bu durumu, gerisinde saklı olan Allah'ın emrini ve kendisine vahyini anlatan açık bir ifadesidir.

Burada insan dehşet içinde kendinden geçmiştir. Ayetin ifadesi insanın üzerine korku, dehşet, Hayret, sarsıntı ve çalkantı püskürtüyor. Burada insan nefesini tutup ne oldu buna diye soruyor. Ne oldu bu yeryüzüne de yüce Allah insanı mahşere gelme ile, hesaba çekilme ile, amellerin tartılması ile ceza ile yüzyüze getiriverdi?

6- O gün insanlar ayrı ayrı gruplar halinde, ilahi divana çıkarlar ki, yaptıkları işler kendilerine gösterilsin.

7- Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür,

8- Ve kim zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür.

Kısa bir göz atışta mezarlardan kalkış sahnesini görüyoruz: O gün insanlar ayrı ayrı gruplar halinde ilahi divana çıkarılırlar. Biz yer yüzünün her yöresinden Sanki yayılan çekirge sürüsü gibi (Kamer 7) yerden bölük bölük çıkan o insanların tablolarını görmekteyiz. Bu tablo da insanın daha önce bilip tanıdığı bir tablo değildir. Yaratıkların tümünün nesil nesil buradan ve şuradan çıkıp koşma tablolarını daha önce görmüş değildir.

Yeryüzünün onlar için çabucak yarıldığı gün (Kaf 44) İnsanın gözü nereye ilişirse, yerden fışkırırcasına kalkan sonra hızla koşup gelen hiçbir yere hiçbir tarafa dönemeyen arkasına, sağına ve soluna bakamayan, boyunlarını uzatmış gözleri deli etten bakakalmış Çağıran sese koşan (Kamer 8) hayaller yığını görür... Herkesin o gün kendisini meşgul eden bir işi vardır. (Abese 37)

Öyle bir sakine ki bu beşerin dili bunu anlatmaktan acizdir. Sarsıcı mı sarsıcı, korkunç, ürpertici, dehşet verici mi verici, akılları oynatıcı mı oynatıcı bir sahne...

İnsan hayalinin gücüne ve yeteneklerine göre kendisinde bu sahneyi canlandırmasının yanında, bütün bu kelimeler ve sözcüklerdeki öteki benzerleri anlatımda, hayalın ulaştığı noktanın zerresine bile erişemezler.

O gün insanlar ayrı ayrı gruplar halinde ilahi divana çıkarlar. ... yaptıkları işler kendilerine gösterilsin diye. Bu daha da zor daha da beter. Çünkü onlar yaptıklarının kendilerine gösterileceği yere ve yaptıkları ile sonra da onun karşılığı ile yüzyüze gelecekleri alana gidiyorlar. Bazen insanın yaptıkları ile yüzyüze gelmesi her türlü cezadan daha ağır olur. Zaman olur, insan yaptıkları ile -bırakalım başkalarının önünü- vicdanında bile yüzyüze gelmekten bucak bucak kaçmak ister. Bir pişmanlık anında ve vicdan azabı esnasında yaptıkları gözünün önüne gelince, iğrençliğinden onları hatırlamak bile istemez. Peki ya bu kişi, herkesin gözü önünde ve yüce, Ulu, Cebbar (Dilediklerini zorla yapmaya gücü yeten) Mütekebbir (Her olay ve her yerde büyüklüğünü gösteren) olan yüce Allah'ın huzurunda yaptıkları ile yüzyüze gelince acaba ne duruma gelir?

İnsanlara sırf yaptıklarının gösterilmesi ve yaptıkları ile yüzyüze gelmeleri çok dehşetli ve akıllara durgunluk verecek bir cezadır. Ve yaptıklarını gördükten sonra tartıya sokulmayan ve karşılığı verilmeyen zerre kadar iyiliği ve kötülüğü dışarda bırakmayan çok hassas ince bir hesaba çekilme gelecektir.

Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür. Ve kim zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür. Evet zerre ağırlığınca... Eski tefsirciler Zerreyi sivri sinek diye algılarlardı. Bazıları, zerre: güneş ışığında görülen toz parçacıklarıdır demişlerdi.. O zamanlar zerre sözcüğünden düşünebildikleri en küçük nesne bunlardı...

Bizler şu anda biliyoruz ki, Atom bu ismi taşıyan belirli bir nesnedir. Ve güneş ışığı altında görülen toz parçacıklarından çok çok küçüktür. Çünkü toz çıplak gözle güneş ışığında görülebilir. Oysa, atom asla görülemez hatta labaratuvarda kullanılan en büyük mikroskoplarla bile görülemez. Atom sadece bilim adamlarının vicdanlarında olan soyut bir imajdır. Ki daha önce hiçbir bilgin bu görüntüyü ne çıplak gözü ile ne de mikroskopla görebilmiş değildir. Bütün gördükleri sadece atomun fonksiyonlarıdır.

İşte bu zerre, ya da bu kadar ağırlıktaki iyilik veya kötülük o gün gelir, ve onu yapanlar görür ve karşılığını da Alır. O zaman insanoğlu iyilik olsun kötülük olsun, yaptığı hiçbir şeyi küçük görmez. Bu küçüktür hesap ve tartıya gelmez demez. Vicdanı yaptığı her amelin karşısında, şu kefesini zerre kadar ağırlığın kaldırıp indirebildiği hassas terazinin hareketi gibi tir tir titrer.

Gerçek şu ki yeryüzü bu terazinin mü'minin kalbinden başka bir yerde henüz eşini ve benzerini görmemiştir. Onun benzeri sadece zerre ağırlığınca iyilik veya kötülük için ürperen mü'min kalbidir. Yeryüzünde dağlar kadar günah, isyan ve kötülük işlediği halde hiç kımıldamayan kalpler vardır. Önünde dağ zirvelerinin hiç kalacağı hayır tepelerine layık olduğu halde bundan etkilenmeyen kalpler vardır.

Bu kalpler yeryüzünü sırtlanmışlar ve hesap günü onur ağırlığı Altında ezileceklerdir.

ÖMER NASUHİ BİLMEN KURAN-I KERİM'İN TÜRKÇE TEFSİRİ


1.Yer, kendisine ait şiddetli bir zelzele ile sarsılır.
1. Bu süre-i celîle, kıyamet kopacağı zaman yeryüzünün nasıl bir mustarib hâle geleceğini ve insanların nasıl vaziyetler içinde kalarak hesap ve ceza mevkiine sevk edileceğini ve herkesin kendi amellerinin karşılığını tamamen göreceğini şöylece beyan buyurmaktadır: Kıyamet kopmaya başlar (yer) yüzü (kendisine ait şiddetli bir zelzele ile sarsılır.) Allah'ın takdiri ile öyle bir zelzelenin üstünde bir enteresan hareket meydana gelir, artık bunun neticesi düşünülsün!.

Zelzele ıztırap, şiddetli bir hareket, yeryüzünün titremesi demektir.

2. Ve yer ağırlıklarını dışarıya çıkarır.
2. (Ve) O günkü: (yer) Bu ikâmetgâhımız olan yeryüzü, pek şiddetli titremesinden dolayı (ağırlıklarını) içindeki madenleri, hazineleri, ölüleri (dışarıya çıkarır.) nasıl ki; Daha kıyamet kopmadan evvel de bâzı yerlerde dağlar; yarılır, içlerinden ateşler dışarıya fışkırıp durur, o civardaki, kasabalar mahvolup gider.

Eşkal Esasen ev veya yolcu eşyası demektir. Bundan maksat, yere ağırlık veren madenler gibi çeşitli şeylerdir.

3. Ve insan, buna ne oluyor demiş olur.
3. (Ve) O günkü: (insan) O müthiş hâdiseyi görecek olan herhangi bir şahıs, hayretler içinde kalarak (buna) yeryüzüne (ne oluyor?.) ne için bu kadar benzeri görülmemiş müthiş bir harekette bulunuyor, (demiş olur.) Mü'mîn kimse, bu hâdiseyi büyük görür, ne büyük bir ilâhî kudret eseri olduğunu bilerek böyle söylemeğe başlar. Kâfir bir şahıs ise taaccüpte bulunur, inkâr ettiği hâdisenin böyle vücuda gelmekte olduğunu görerek heyecanlar içinde kalır.

4. O gün -yeryüzü,- kendi haberlerini anlatıverir.
4. İşte (O gün) o pek şiddetli zelzele vaktinde yeryüzü (kendi haberlerini anlatıverir.) ne için öyle ıstıraba, değişikliğe uğramış olduğunu halka bir lisân-ı hâl ile anlatmış olur. Onun o vaziyeti, o görünen hâli, onun ne için öyle ıstırap dolu bir değişime mâruz kaldığını anlatmış bulunur veyahut Cenab-ı Hak yere bir konuşma kabiliyeti verir, uğradığı korkunç hâdiseyi ve sebebini bir konuşma lisanıyla insanlara bildirir, üzerinde hayır ve şer adına yapılmış olan muameleleri teşhir etmiş bulunur.

5. Çünkü, şüphe yok, Rab'bin ona vahyetmiştir.
5. Evet.. Yer, öyle uğradığı hâdiseleri ve onun sebeplerini halka bildirir (çünkü, şüphe yok, Rab'bin) O Hikmet Sahibi Yaratıcı (ona) o yeryüzüne (vahy eylemiştir.) yâni: Ona öyle konuşma kuvvetini vermiştir, o değişikliğin sebeplerini halka anlatması için kendisine müsaade buyurmuştur. Yahut o yerin öyle değişikliğe uğraması için kendisine Hak T e âlâ emretmiş, onu öyle bir hitap ile muhatap bulundurmuştur.

6. O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilmek için darmadağınık halde dönerler.
6. İşte (O gün) öyle müthiş bir zelzele ile bu yer âlemi, öyle harap olduğu vakit (insanlar, amelleri kendilerine gösterilmek için) vaktiyle yapmış oldukları şeylerin karşılığı, hayırlı amellerinin mükâfatı ve şerli amellerinin cezası kendi haklarında tatbik edilmesi için yerlerinden (perakende bir hâlde) amellerine göre dağınık, birbirlerinden ayrılmış bir vaziyette hesap yerine (dönerler.) muhasebeye tâbi tutulurlar.

Sudur Dönmek, ortaya çıkmak, meydana çıkmak manasınadır. Eştât da müteferrik, yâni dağınık, ayrılmış mânâsına olan Şetit kelimesinin çoğuludur.

7. Artık her kim bir zerre ağırlığında bir hayır işlemiş ise onu görecektir.
7. (Artık her kim) Dünyada iken ister (bir zerre ağırlığında) olsun (bir hayır işlemiş ise onu görecektir.) onun sevabına, mükâfatına kavuşacaktır. Miskâl yüz arpa ağırlığı manasınadır ki, pek az şeyden kinayedir.

Zerre de küçük şey demektir. Karınca ve güneşin ziyasında görünen ufacık toz gibi şey mânâsında da kullanılmıştır.

8. Ve her kim bir zerre miktarı bir şer işler ise onu görecektir.
8. (Ve her kim bir zerre miktarı bir şer işler ise onu) Onun cezasını âhirette veya daha dünyada iken (görecektir.) kendisi o günü hareketinden haberdar edilmiş bulunacaktır.
Şöyle ki: Bir mü'mîn, bir hayır işledi mi, onun mükâfatını her hâlde görecektir. Bir şer de işledi mi ondan da haberdar edilecektir. Ancak iyiliği, kötülüğüne galip ve büyük günahlardan kaçınmış ise Allah'ın bir Lütfü olarak o şer sayılan ameli affedilebilir, veya onun cezasını dünyada görmüş bulunur.

Bir kâfir ise bir hayır işlerse, meselâ: Fakirlere sadaka vermiş olursa o hayır, îmana bağlı olmadığı için Allah katında makbul değildir. Âhirette kendisini ebedî azaptan kurtaramaz. Ancak azabını kısmen azaltmış olabilir. Yahut o iyi muamelesinin mükâfatını dünyada görmüş olur. Bilakis bir şey işlemiş olunca onun cezasını da âhirette görecektir. O yüzden dünyada da bir felâkete uğramış olabilir. Maamafih kâfir olduğu hâlde âhirete giden her şahıs ebediyyen cehennem azabına uğrayıp duracaktır. (Ez-Zilzal).

Bu sûre-i celîlenin sebebi nüzulü hakkında deniliyor ki: Kâfirler, Resûl-i Ekrem'le karşılaşınca: O vâ'd olunan kıyamet gününün ne zaman vuku bulacağını bir alay yoluyla soruyorlardı. İşte onlara, o günün müthiş alâmetleri ihtar edilmiş, fakat o günün ne vakit vuku bulacağı insanlara hikmet gereği tâyin edilmemiştir. Tâ ki: Kıyametin kopma vaktini uzak görerek gaflet ve şehvet içinde yaşayıp durmasınlar, bu âyetlerde şuna da işaret vardır ki: İnsan, elinden gelen hayırlı işlerde bulunsun, isterse, o hayır pek az olsun, onun azlığına bakarak terki yönüne gitmesin, mutlaka onun da bir mükâfatı vardır. Ve bilakis en ufak bir kötülüğü de ehemmiyetsiz görerek işlemesin, zira onun da herhalde bir cezası vardır. Artık her insan bunu düşünsün, ona göre hareketini tanzim etsin, Hak Teâlâ Hazretleri o kıyamet günü güzelce düşünüp onun için güzelce hazırlanan sâlih kullar arasına cümlemizi katsın, âmin..


Bu haber 24/05/2008 tarihinde eklenmiştir.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
Yazarlar
Hekimoğlu İsmail
HAKİKİ DOSTUMUZ NAMAZ
Ahmed Şahin
İSLAM'A HİZMET, İNSANA HİZMETLE OLUR !
Fethullah Gülen
GÖRÜLMEMİŞ HESAPLARLA ÖTEYE GİTMEYİN !
Abdullah Aymaz
BU BAŞKA BAHAR
Hayrettin Karaman
TASAVVUF VE TARİKATLER
Mehmed Paksu
MİRAC
Abdullah Büyük
GÜNAH
Necmettin Şahiner
Şaban Döğen
EŞSİZ BİR LEZZET
Necdet İçel
AKIL VE VAHİY
Cevat Akşit
Mustafa İslamoğlu
SORU SORMANIN USUL VE ADABINA DAİR
Ahmed Akgündüz
EFENDİMİZ'DEN MEKTUP
Sefa Saygılı
İNANÇ, İYİLEŞTİRİR.